Previous Next

Göç

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Ülkemizde 1950 'li yıllardan günümüze, kırsal kesimden kentlere doğru yoğun bir göç dalgası yaşanmaktadır. Bu trajik ve haklı toplumsal hareketin, terk edilen ve gidilen bölgelere etkileri oldukça fazladır. Bu süreçte ortaya çıkan kentleşme, sanayileşmenin sonucunda gerçekleşen sağlıklı bir yapıda olmamıştır. Düzensiz kentleşme ile, şehirlerin etrafı hukuki olmayan, sağlıksız, alt yapıdan yoksun, gecekondu adı verilen binalarla sarılmıştır. Hızlı kentleşme ve beraberindeki yoğun göçün olumsuz etkileri, hukuki, ekonomik, sosyal ve kültürel alanda oldukça hissettirmektedir.

Göç insanlık tarihi ile beraber günümüze kadar süregelen bir olgudur. Sadece coğrafi mekan değiştirme olarak değil beraberinde birçok sosyal, ekonomik, kültürel ve sosyolojik açıdan değerlendirilmelidir.

Göçleri, göçülen yer olarak değerlendirdiğimizde, dış göçlerin iç göçlere doğru yöneldiği görülmektedir. Gerek Avrupa ülkelerinin gerekse dünyada sorun yaşayan ekonomilerin politikaları bu konuda giderek sertleşmiştir. Bu ülkelerde yaşayan vatandaşlarımızın durumları her geçen gün daha sorunlu hale gelmektedir. Ayrıca daha büyük bir içsel sorun olarak da görülen gelişmeler olmaktadır. Ülkemiz sınırları dışındaki siyasal yapılanmalar ve savaşlar ülkemize dış göçü son dönemde tırmandırmıştır

 İç göçün temel nedeni bölgesel kalkınmaların yapılamamış veya eksik bırakılmış olmasındandır. Ülkemizin kalkınma ve sanayileşmede geri kalmış tüm yörelerin kaderi değiştirilmelidir. Yerel kaynaklar, bölgesel kalkınma planları doğrultusunda değerlendirilmelidir ve sosyal bir anlayışla ekonomik bir yapıya ulaşmalıdır.

Geri kalmış bölgelerin revizyonu sürecinde, gelişmiş bölgeler ile toplumsal ve ekonomik ilişkileri arttırılmalı, toplumun tüm kesimlerinin fırsat eşitliği ilkesinde bu süreçte yer alması sağlanmalıdır.

Bölgesel farklılıkları gidermeye yönelik kalkınma modellerinde, uygulanmış olan fakat yeterince büyüme ve istihdam yaratamamış modeller gözden geçirilmelidir. Bu doğrultuda optimal teşviklerle özel sektör yatırımları bu bölgelere yönlendirilmelidir. Gelişmemiş yörelerde bölgesel planlama disiplinle uygulanmalı, sürdürülebilir bir dinamizm kazandırılmalıdır. Bölgelerin imkanları topyekun ele alınmalı ve hiç bir ayrıntı göz ardı edilmemelidir.

Planlamalarda yerleşme düzenini için, dengeli, sağlıklı, çevreye duyarlı, doğal afetlere dayanıklılık esasları değerlendirilmelidir. İnsani gelişmeler ve adaletli gelir dağılımları hedeflenmelidir.

Bölgesel planlamalar için kamu kaynakları seferber edilmeli, kamu kaynakları yeterince aktarılmalıdır. Devlet bu bölgelerdeki kalkınmanın sorumluluğunu üstlenmeli ve öncü girişimci olmalıdır. Özelleştirmeler, öncelikle kalkınmamış bölgelerdeki durağan tesisler için yapılmalı, atıl durumdaki projeler bölge ekonomilerine kazandırılmalıdır. Yerel doğal kaynaklar, tarım ve hayvancılığa dönük girişimler, devlet teşvik ve destekleriyle ekonomiye kazandırılmalıdır. Bölgesel girişimcilik desteklenmeli ve özellikle yerel KOBİ'lere ve küçük aile işletmelerine önem verilmelidir.

Ulusal sermayenin ve yabancı sermayenin bu bölgelere yatırımları teşvik edilmeli, özendirici olmalıdır. Yabancı yatırımcılar bu bölgelerde yatırım yapabilmek için adeta yarış içinde olmalıdır.

Göçün en büyük nedenlerinden biri de güvenli yaşam sorunudur, yaşadığı yerde kendini güvensiz hisseden biri, burada yaşamak istemez ve huzurlu bir mekan arayışı içine girer. Güvenlik sorunu olan bölgeleri yaşanır huzurlu bir alan haline getirmek temel politikalardan biri olmalıdır. Yaşanası bir ortam için, bölgelerdeki sosyal uygulamalara hız verilmeli, temel insan hakları, eğitim, sağlık, ulaşım, iletişim alanlarında eksiklikler acil olarak giderilmeli ve çatışma döneminin bölgelerde yarattığı yaralar hızla sarılmalıdır.

Böylelikle iç göç önlenmeli, insanlar doğdukları büyüdükleri topraktan kopmamalıdır. Kentler nefes almalı ve göç veren bölgeler kaderinden devlet öncülüğünde kurtulmalıdır.

logo